Resimde bir ağaç var meşe ağacı ve mitoloji

Meşe Ağacı ve Mitoloji

Meşe ağacı; Hayatın devamlılığını ve yaşamayı simgeleyen ağaçların pek çok türü vardır. “En önemlileri şunlardır:” cümlesiyle yazımıza devam edebilmemiz mümkün değil. Çünkü her ağaç özel ve önemlidir. Her şeyden önce oksijen kaynağıdırlar ve tüm ekosistemin hatta gezegenin kontrollü bir biçimde yol almasında büyük öneme sahiptirler. Biz de bugün yaşadığımız bu gezegen de binlerce ağaç türünden birini ele alacağız: Meşe ağacı.

Meşe ağacı hakkında pek çok söylem olsa da heybetli görüntüsünden dolayı birçok inanışta da olduğu gibi gücü ve tanrısallığı temsil etmektedir.

Birçok kültürde meşe ağacı gücü, kudreti ve bilgeliği temsil eder, ülkelerin tarihlerinde kendisine önemli yerler verilmiştir. Eski Yunan’da meşe ağacının Zeus’un kutsal ağacı olduğu düşünülürmüş.

gökyüzüne uzanan kuvvetli dallarıyla, gövdesindeki kovuklarla, bereketli yemişleriyle, yerin altına saldığı güçlü köklerle hep bir hikâyeye dahil olmayı başarmış meşe ağacı.Ağaçlar ilk çağlardan itibaren insan hayatında kutsal bir yere yerleşiyor zaten. Düşünsenize, yemişleri hem hayvanlarınızın hem de sizin karnınızı doyuruyor, odunları hem ısınmanızı hem de barınma ihtiyacınızı karşılıyor hatta kerestesinden gemi, yerleşik hayata geçince de mobilyalar yapılıyor, gölgesi huzur veriyor hem hayvanlara hem de insanlara bir nevi yuva oluyor.

Fakat meşe ağacı (quercus) güçlü ve elverişli yapısıyla tüm ağaçlardan sıyrılarak mitlerdeki yerini alıyor yıllar boyu. Çünkü dünya ormanlarının önemli bir kısmını kapsayan meşenin büyülü yanı ilk insanlardan itibaren anlatılara konu olmayı başarıyor. Mutlaka ki bunda ormanların dipsiz, sonsuz olmasının, korkuyu, merakı ve gizemi içinde barındırmasının da payı büyük…

Neolitik ve Paleolitik çağlarda meşe ağacı tanrıçanın ve doğurganlığın da temsiliydi. Ağacın gövdesi tanrıçayı imlerken kovuğu tanrıçanın rahmini imliyordu. Güç, bilgelik, doğurganlık ve kudretin sembolü meşe ağacı hayatın devamlılığını imlemesiyle ve yeryüzüyle gökyüzünü birleştirdiğine inanılan görkemli gövdesiyle tüm coğrafyalarda kendisine yer bulmayı başarıyor.

Meşe ağacı Antik Yunan’da çok önemli bir yere sahip. Kör kâhin Teiresias, birçok Antik Yunan mitinde adı geçen, oldukça önemli bir karakter. Çok fazla mitte adı geçtiği gibi hikâyelere katkıları ve hikâyeleri yönlendirme potansiyeli oldukça büyük. Gözleri görmeyen ama olacakları görebilen Teiresias, gelecekten haber almak isteyen kişilerin kapısını çaldığı bir kâhin. Sophokles ve Euripides’in oyunlarında da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bu önemli karakter, gelecekten haber almak istediğindeyse meşe ağcının altına gidiyor ve yapraklarının hışırtılarını dinliyor, bu hışırtıları yorumlayarak gelecekten haber getiriyor. Teiresias’ı harekete geçiren ve geleceği görmesini sağlayan meşe ağacı oluyor bir anlamda.

Antik Yunan mitolojisinde meşe ağacı arayışına girdiyse Prometheus’tan bahsetmeden olmaz. Çünkü kendisi tanrılardan ateşi çalıp insanlara getirdiği için bir dağda zincire vurularak cezalandırılıyor. Bir kartal tarafından her gün ciğeri parçalanıyor ve lanet o ki bu her gün ama her gün tekrarlanıyor. Ve bilin bakalım ateşi insanlığa nasıl getiriyor? Bir meşe odunuyla. Bu büyük hikâyenin sebebi oluveriyor bir anda meşe ağacı. Hikâye ilginizi çektiyse Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus oyununu okuyabilirsiniz.

Antik Yunan şairi Homeros’un “Yağmur, meşeleri ıslattığı vakit periler sevinir /Meşelerin, yapraklarını döktüğü vakit de periler ağlar” dizeleri o dönemde meşe ağacının ne denli özel olduğunun kanıtı niteliğinde. Ayrıca Keltler Zeus’a dua etmek için meşe ağacının altına konumlanıyorlar ve meşenin tanrısal yanını kutsuyorlar. Dahası, ilk insanın meşe ağcının gövdesinden çıktığı da yaygın bir inanış idi. İnsanlığa ilk gıdayı veren ağacın meşe ağacı olduğu inanışı nedeniyle de çeşitli ritüellerde meşe yapraklarından yapılmış taçlar takılıyordu.

Uygarlıklarda olduğu gibi mitolojide de ağaç kesmenin büyük cezası olduğu hep anlatılmıştır. Çünkü ağaçlar olmazsa yağmurlar yağmaz, topraklar bereketlenmez ve canlıların ne suyu ne de yiyeceği olurdu. Ağaç kesmenin cezası ise açlıktı. Bugün de olduğu gibi ağaç kesen her insan aslında kendini cezalandırırdı. Çünkü ağaç, yaşamanın ve özgürce nefes almanın ta kendisiydi.

Yazar Hakkında
Toplam 260 yazı
Üzgün Kiraz
Üzgün Kiraz
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara