Resimde resim el ele tutuşan insanlar var. Önemsedim benim olur diye.

Önemsedim Benim Olur Diye

Önemsedim kimseyi önemsemediğim gibi. Benim olur zannettim olmadı.

Önemsedim unutmak için yazmaya başladım. Unutamadım hep onun adını yazıyorum. Biliyorum onun beni sevmeceğini ama lanet olası hayallerimde o var. Gördüğüm iki çift gözde onu görüyorum. Başkaların mutluluğu kıskanırdım ben. Zamanla öğrendim bazı şeyleri üstadım. Şimdi yeniden şekillenen hayatım bir başkasına sevdalanacaktı.

Onunla ilgili hayaller kuracaktı. Sevdiğimin elini tutmayacaktım. Başkasının ellerini tutacağım zaman mutlu olur muyum? Bilmiyorum.

Geçmişteki bir resim’i görünce. Anılarım depreşti bazı şeylerin elimizdeyken kıymeti yoktur. Ne zaman elimizden giderse ya da kaybolursa o zaman değerini biliyoruz. Henüz iyi değilim. Hatırladığım kadarıyla yine iyi olmayacağım. Çünkü ben çabalamadım, başarmak için elimden geleni yapmadım. Korktum yaa sonuçlarını görünce korktum. Hazır değildim. Mücadele edemedim. Keşke yaşanmışlıkları geri alabilseydim. Şansımı deneseydim. Yani ben böyle içten içe öldüm.

Eğer geçmişte yaşanabilseydi, bugün “tüm geçmişimde olsaydı keşke” diye dilediklerimiz; belki de kolayca harcanırlardı acemiliğimizle. Kadere dair bir inanç taşıyorsak, işte tam da bu noktaya ait olmalı o inanç. En çok sevdiğimizi söylediğimiz kişi, aslında en olması gereken zamanda gelmiştir belki de aslında.

Önemseyen insan emek harcar, yorulur. karşılık bekler, bazen bulamaz. önemsenmek ister, anlar ki önemsenmek önemsemekten kat be kat daha güzelmiş zamanla bunu anladım. 👇

Geçmişi, geleceği, hayatımızı şekillendiren her şeyi önemseyelim. Belki aralarından, işte, tam da bu diyebileceğiniz mucizelerle karşılaşmak mümkün olacaktır. Önemsemek, önemsenmek üzerine bir hikaye paylaşmak istiyorum. Sizi önemseyen birini, sizin de önemsemeniz gerektiğini gözler önüne seriyor.Arthur Rubinstein konserlerinden birinde küçük bir kızın hatıra defterini imzalamak istemiyor. Ellerinin çok yorulmuş olduğunu ileri sürerek küçük kızı başından savmaya çalışıyor. 20. Yüzyılın en ünlü piyanistselerinden olan Arthur’a küçük kız hiç tereddüt etmeden şöyle diyor: “Ellerinizin ne kadar yorgun olduğunu biliyorum efendim ama inanın benim ellerim de sizinkiler kadar yorgun.”Arthur Rubinstein anlayamadığını söyleyip nedenini soruyor.“Alkışlamaktan” diyor küçük kız.Bu hikayeden de anlaşılacağı gibi, önemsemenin nasıl bir insani davranış olduğunu anlamak mümkündür. Böyle yaşanmış hikayeler hayata dair pek çok şeyi insanlara hatırlatır. Bir nevi ders niteliğindedir.

Beynimiz en iyi dostumuz ve aynı zamanda en kötü düşmanımız. Bu bizim onu nasıl kullandığımız ile alakalı olduğu kadar onun bizi nasıl kullandığı ile de alakalı. Dr. Schwartz

Diğer yazılarımı okumayı ihmal etmeyin

Yazar Hakkında
Toplam 227 yazı
Üzgün Kiraz
Üzgün Kiraz
Yorumlar (4 yorum)
Sosyallcafe
Sosyallcafe Cevapla
- 8:25 pm

Herkesin mutlaka bir değer verdiği ama ulaşamadığı mutlaka vardır..Giden giderrr kırık dökük öylece kalırsın..İyiyim demek adettendir..

    Üzgün Kiraz
    Üzgün Kiraz Cevapla
    - 8:48 pm

    Gerçekten’de öyle. Kırık eskisi gibi değil.

zeynep
zeynep Cevapla
- 9:58 pm

yeni gün yeni umutlar, harekete geçmek gerek, kaleminize sağlık

    Üzgün Kiraz
    Üzgün Kiraz Cevapla
    - 10:03 pm

    Yeni bir hayat şekillenmiş bir yaşam. Yorumunuz için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara