Kalemin Yükünü Hatırlıyorum

Bazen insan ne yaparsa yapsın o kelimeler gelmiyor. Bazen o kadar çok kelime geliyor ki hepsi birbirine dolanıyor düğüm oluyor. Hiç unutmam bir cafe’de yazmaya oturduğum bir gün, elimin ağırlığını, elimdeki o kalemin yükünü, kağıdın üzerindeki tutukluğunu hatırlıyorum. Bir başka gün, yine yazmaya oturduğumda, anlatacaklarım içimden taşacakmış gibi yükseldiğinde nasıl yazamadığımı, ellerimin titrediğini hatırlıyorum.

Bazen yazacak hiç bir fikir gelmiyormuş gibi hisseder insan. Belki bir saat önce sokakta yürürken, ya da işte masanda otururken susmayan, ard arda gelen o fikirlerin hepsi uçup gitmiş gibi hissedersin. Zihni boşaltmak için katıldığın o meditasyon çalışmalarından daha etkilidir yazmaya oturmak bazen. Kağıdı kalemi ya da klavyeyi görünce yazacağın her şey çil yavrusu gibi dağılır, yok olur. Zihnin boşalır. Keşke öyle olsaydı. Aslında o anda korkudan kaskatı kesilmiştir zihnin. Duyguların saklanıyor, hikayelerin gizleniyordur. Başlamak için belki de olduğun yerden başlamalısın. Ne hissediyorsan, ne yaşıyorsan onu yazarak başlamalısın. Bazen bunu balçıkta ilerlemeye benzetiyorum. Dizine kadar çamura girmiş, ilerleyemiyorsun. Sağ bacağını kaldırım bir adım ileriye atmak müthiş bir çaba gerektiriyordur ama yaparsın. Kabul edersin balçıkta olduğunu, dikkatini çamura verip atarsın o adımı. Yazarken de kilitlendiğinde ileriye gitmen şarttır. Önce kitlenip kaldığın yeri gör, duygusunu hisset. Sonra çamuru anlatmaya başla, yani kalemi tutan elini anlat, zihininde dolanan olmayacak, yapamayacağım, aklıma fikir gelmiyor düşüncelerini anlat. Neredeysen, ne hissediyorsan önce onu anlatmaya başla. Gerisi gelir. Söz.

Kalemin sana ait…

Yazar Hakkında
Toplam 269 yazı
Üzgün Kiraz
Üzgün Kiraz
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara