Kah Yazar Kah Çizer

Açılıp açılıp artıkları masanın üzerine bırakılmış kurşun kalemler, bir tutam buruşturulmuş saman kağıdı, bol miktarda mide ilacı, bir eskiciden alınmış siyah daktilo, gözlüğü, kitaplar, günlükler, defterler.. Jessica’nın hayatı bundan ibaretti. Çatısı çökecekmiş gibi duran tek göz evinde tüm gün dolanır, kah yazar çizer, kah yer içer, kah uyur uyanır sonra yine başlardı yazmaya. Çocukluğunu, cafede vaktini pinekleyerek öldüren mahalle ahalisine gazete mektup okuyarak geçirmişti Jessica. Daha o zamandan aşıktı abece’ye, kitaba kaleme. o günlere dönmek zor değildi onun için zira hafızası her daim canlı tutardı onları. Daha dün gibi.. o öğleden sonra yatağından doğruldu. Her zamanki gibi sabaha dek bitap düşünceye kadar yazmış, şafağın pembe ışıkları belirince yatağına uzanıp hemen uyuya kalmıştı. tüm dünyanın aksine yaşıyordu hayatı. Geceler onun için gün demekti, günler ise tam tersi. insanlarla konuşmayalı, diyalog kurmayalı bir asır olmuştu. kendi sesinin tınısını unutmuştu Jessica. Arada bir ekmek vesaire almak için aşağı mahalledeki bakkala iner, ses bile etmeden alacağını alır parasını öder çıkar giderdi. Kalktı, elini bir gece önce yazmış olduklarına yöneltti. Kafasını kaşıyarak bakıyordu dolu kağıtlara. Derken ekşimsi bir su midesinden yutağına kadar çıkıp geri gitmeye başladı. İki gündür doğru düzgün bir şey geçmemişti kursağından. Hemen mide ilacına uzandı, sonra aç karnına içilmeyeceğini anımsadı. Karton kutunun dibinde kalan sütle beraber ekşimekte olan midesine yolladı ilacı. Odanın içinde fazla eşya yoktu ama yine de alabildiğine dağınıktı her şey. Giysiler ters çıkartılıp kilimin üstüne atılmış, çarşaf ve yastık kılıfı haftalardır değiştirilmemiş, koyu renkli masanın tozu kalınca bir parmak kıvamına erişmiş, tabaklar üzerinde yemek yenilip bir kenara bırakılmış, bardakların içindeki sıvı -her ne ise- kurumuş, yapışmış.. perişan bir haldeydi. Kapısı çalındı evinin. Şaşırdı ilkten. Uzun zamandır arada bahçeye uğrayan uyuz kedi hariç ki onu da geldiği zamanlar kovardı herhangi bir canlıyla iletişimi olmamıştı Jessica’nın. Kimdi bu saatte? tereddüt etti açıp açmama konusunda. Sonra oflayıp puflayarak kapının yanına vardı. Kolunu indirdi. kendine doğru çekti. ve gördüğüne inanamadı. o’ydu gelen. bunca zaman sonra?..”merhaba” dedi. kız. Jessica ses edemedi. Boğazına bir kaya oturmuştu sanki. Dizleri açlıktan ve heyecandan ve şaşkınlıktan, ama en çok da bu histen dolayı onu taşıyamayacak hale gelmişti. Soğuk terler boşandı alnından. Kapıyı kapatmak istedi kızın yüzüne onu bile beceremedi.

Kız konuşmaya başladı.. Jessica duyuyordu ama yalnızca bir uğultu şeklinde. ve neden sonra “hoşgeldin” diyebildi kıza. der demez, yüzünde hiç alışık olmadığı bir ifade belirdi. tebessüm diyorlardı buna. “garip, çok garip” dedi kendi kendine, kızın da duyabileceği şekilde. kız şaşırdı ve sordu “garip olan ne?” “garip olan konuşuyor oluşum. Garip olan, konuşmayı unutmamış oluşum” dedi Jessica. Kız bir adım geriledi ve korkuyla bakmaya başladı Jessicaya. Sesi bir garip gelmişti kendine; sanki bir yabancıydı konuşan..”sesimde bir tuhaflık var mı sence?” diye sordu kıza.” Sesin değil ama sen çok tuhafsın?” diyebildi kız…

Diğer yazılarımı okumayı ihmal etmeyin.

Yazar Hakkında
Toplam 195 yazı
Üzgün Kiraz
Üzgün Kiraz
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara